Gazze Şehri, kara bir duman bulutuyla kaplıydı. Sabah ezanı sesleri, patlayan bombaların ve uçan roketlerin gürültüsüyle karışıyordu. Ahmed, yatağından kalktı ve pencereye yöneldi. Gördüğü manzara karşısında yutkundu. Şehrin her yanı yıkılmış binalar, yanan araçlar ve kanlar içinde kalmış cesetlerle doluydu. Bu, İsrail ordusunun Gazze'ye girdiği günden beri süren bir kâbusun parçasıydı. Ahmed, ailesinin yanına koştu. Annesi, babası ve küçük kardeşi, evin en güvenli yerinde, bodrum katında oturuyorlardı. Onları gördüğüne sevindi. En azından onlar sağlamdı. Annesi, Ahmed'i sarılarak öptü. "Nasılsın, oğlum? Uyuyabildin mi?" diye sordu. Ahmed, başını salladı. "Evet, anne. Biraz uyudum. Ama çok korkuyorum." dedi. Annesi, onu teselli etmeye çalıştı. "Biliyorum, oğlum. Ben de korkuyorum. Ama Allah bize yardım edecek. Bu zulüm bir gün bitecek." dedi. Ahmed, babasına baktı. Babası, radyoyu dinliyordu. Radyodan gelen ses, Ahmed'in tanıdığı bir sesdi. Hamas'ın lideri Yahya Sinvar'ın sesiydi. Sinvar, direniş çağrısı yapıyordu. "Ey Gazze halkı, korkmayın. İsrail ordusu, tünellerimizde kayboluyor. Onlara büyük bir yenilgi yaşatacağız. Allah bizimledir. Gazze bizimdir. Zafer bizim olacak." diyordu. Ahmed, babasına sordu. "Baba, bu doğru mu? Hamas, İsrail'i yenebilir mi?" Babası, radyoyu kapatıp oğluna baktı. "Bilmiyorum, oğlum. Umarım öyledir. Ama bizim yapabileceğimiz tek şey dua etmek. Çünkü burada hiçbir yer güvenli değil." dedi. Ahmed, ailesiyle birlikte bodrumda beklerken, dışarıdan gelen sesler giderek artıyordu. Bombaların patlaması, roketlerin uçuşması, silahların ateşlenmesi ve insanların çığlıkları, Ahmed'in kulaklarını sağır ediyordu. Ahmed, korkuyla annesine sarıldı. Annesi, onu sakinleştirmeye çalıştı. "Merak etme, oğlum. Allah bizi koruyacak. Bu savaş bir gün bitecek." dedi. Ahmed, annesinin sözlerine inanmak istiyordu. Ama gördüğü ve duyduğu her şey, ona bunun imkansız olduğunu söylüyordu. Gazze'de yaşayan milyonlarca insan, İsrail'in saldırıları altında eziliyordu. Su, yiyecek, ilaç, elektrik, yakıt gibi temel ihtiyaçlar yoktu. Hastaneler, okullar, camiler, evler bombalanıyordu. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ölüyordu. Ahmed, bunun neden olduğunu anlayamıyordu. Neden İsrail, Gazze'yi böyle acımasızca vuruyordu? Neden dünya, bu zulme sessiz kalıyordu? Neden Allah, bu haksızlığa izin veriyordu? Ahmed, bu soruların cevabını ararken, birden bodrumun kapısı açıldı. Ahmed, gözlerini kıstı. Kapıda, üniformalı ve silahlı bir adam duruyordu. Adam, Ahmed'in babasını tanıdı. "Selamün aleyküm, kardeşim. Ben Hamas'tan Muhammed. Sana bir haberim var." dedi. Ahmed'in babası, şaşkınlıkla ayağa kalktı. "Aleyküm selam, kardeşim. Ne haber?" diye sordu. Muhammed, gülümsedi. "İyi haber, kardeşim. İsrail ordusu geri çekiliyor. Gazze'de büyük bir zafer kazandık. Allah'ın yardımıyla, tünellerimizde onları bozguna uğrattık. Şimdi Gazze özgür." dedi. Ahmed’in babası, Muhammed’in sözlerine inanamadı. “Gerçekten mi, kardeşim? Bu müthiş bir haber. Allah’a şükürler olsun.” dedi. Muhammed, Ahmed’in babasını kucakladı. “Evet, kardeşim. Gerçek. Gel, sana göstereyim. Gazze sokakları sevinçle dolu. Halkımız kutlama yapıyor. Sen de ailenle birlikte gel. Bu zaferi hep birlikte kutlayalım.” dedi. Ahmed, Muhammed’in sözlerini duyunca, sevinçle ayağa fırladı. Babasının elini tuttu. “Baba, gidelim. Gazze özgür olmuş. Bu harika bir haber.” dedi. Annesi ve kardeşi de onlara katıldı. Hep birlikte bodrumdan çıktılar. Dışarı çıktıklarında, Ahmed gözlerine inanamadı. Şehir, bayram havasındaydı. İnsanlar, sokaklarda coşkuyla dolaşıyor, Hamas bayrakları sallıyor, sloganlar atıyor, tekbir getiriyor, zılgıtlar çekiyordu. Ahmed, bu manzarayı görünce, gözyaşlarına boğuldu. Bu, hayal ettiği bir andı. Gazze özgürdü. Gazze zafer kazanmıştı. Gazze yaşamaya devam edecekti. Ahmed, babasının elini bırakmadan, sokaklarda sevinçle koşuyordu. Her yeri Hamas bayrakları süslüyordu. İnsanlar, tekbir getiriyor, zılgıtlar çekiyor, sloganlar atıyor, dans ediyor, sarılıyor, öpüşüyordu. Ahmed, böyle bir mutluluk görmediğini fark etti. Bu, Gazze'nin özgürlüğüydü. Gazze'nin zaferiydi. Gazze'nin dirilişiydi. Ahmed, gökyüzüne baktı. Güneş, bulutların arasından parlıyordu. Ahmed, güneşin Gazze'yi aydınlattığını düşündü. Gazze, artık karanlıkta değildi. Gazze, artık korku içinde değildi. Gazze, artık yalnız değildi. Ahmed, gözlerini kapadı ve dua etti. Allah'a şükretti. Allah'a hamd etti. Allah'tan yardım diledi. Ahmed, gözlerini açtığında, babasının ona gülümsediğini gördü. Babası, onu kucakladı. "Oğlum, çok mutluyum. Seni böyle görmek çok güzel. Gazze, senin gibi çocuklar sayesinde yaşayacak." dedi. Ahmed, babasına sarıldı. "Baba, ben de çok mutluyum. Seni böyle görmek çok güzel. Gazze, senin gibi babalar sayesinde özgür olacak." dedi. Ahmed, babasının omzundan etrafına baktı. Gazze'nin her yanı sevgi doluydu. Gazze'nin her yanı umut doluydu. Gazze'nin her yanı hayat doluydu. Ahmed, kalbinin çarptığını hissetti. Gazze, onun kalbiydi. Gazze, onun ruhuydu. Gazze, onun hayatıydı. Ahmed, birden kulaklarına bir ses geldi. Ses, radyodan geliyordu. Radyoda, bir haber spikeri konuşuyordu. Spiker, Gazze'deki son gelişmeleri anlatıyordu. Spiker, Gazze'ye yönelik İsrail saldırılarının durduğunu, İsrail ordusunun geri çekildiğini, Hamas'ın tünellerde büyük bir zafer kazandığını, Gazze'nin özgür olduğunu söylüyordu. Spiker, ayrıca, Gazze'ye yönelik uluslararası tepkileri de aktarıyordu. Spiker, Gazze'ye destek veren ülkelerin, kurumların ve kişilerin isimlerini sayıyordu. Spiker, Gazze'ye yardım gönderen, Gazze için dua eden, Gazze için eylem yapan, Gazze için yazan, Gazze için konuşan, Gazze için ağlayan, Gazze için gülümseyen herkesi teşekkür ediyordu. Spiker, Gazze'nin yalnız olmadığını, Gazze'nin yanında olduğunu, Gazze'nin sevildiğini söylüyordu. Ahmed, radyodaki sesi dinledikçe, gözleri dolu dolu oldu. Gazze'nin yanında olan herkese minnettar oldu. Gazze'yi seven herkese teşekkür etti. Gazze'yi destekleyen herkese dua etti. Ahmed, radyodaki sesin son cümlesini duyduğunda, gözyaşlarını tutamadı. Radyodaki ses, şöyle diyordu: **Tüm dünya halkları Gazze'nin yanındaydı ve onlara dua ediyorlardı.**